FAİZDE DENGEYİ BULMAK

Avrupa ve Amerikan merkez bankalarının 2015 yılını sıfıra yakın faizlerle geçireceklerini biliyoruz. İki büyük ekonomik bölgede de enflasyon %2 seviyesinin altında olduğu için reel faizi sıfır veya hafif negatif bölgesinde tutuyorlar. Bizde de faiz seviyesi ile mevcut enflasyon karşılaştırıldığında net reel faiz yok. Bu açıdan gelişmiş ülke faizlerine paralel giderek parasal genişleme politikaları sayesinde rahat dış kaynak bulabiliyoruz, büyümeyi finanse edebiliyoruz.

Ne var ki çekirdek enflasyonun düşmesi veya kur seviyelerinde önemli ölçüde geri çekilme gibi ekonomik temellere dayanmadan veya ödemeler dengesinde rahatlamadan sadece yönetilen beklentilere bakarak faizleri zorlamak enerji birikmesine sebep olur. 1994 krizinden önce de hazine ihale miktarını azaltarak faizleri indirmeyi denemiş, sonunda büyük dalgalanma yaşanmıştı. 2000 yılında da döviz kurunun belirlendiği koridor enflasyonu baskı altına almak için kullanılmış, Merkez Bankası tüm rezervini satınca sonunda dövizi serbest bırakmak zorunda kalmıştı. Ortada çalışan bir ekonomi varken rakamlar üzerinden ancak geçici sonuçlar alınabildiği, uzun vadede biriken enerjinin bir gün bir bahaneyle harekete geçtiği iyi bilinmekte.

Bütçe açığımızın %2’nin altında olduğu dönemde yüksek cari açık vermiştik. Ancak o dönemde parasal genişleme gelişmekte olan ülkelere fon akımını hızlandırmıştı ve ülkeye giren yatırımların önemli kısmını direk yatırımlar oluşturmaktaydı. Bugün daha yüksek bütçe açığı ile daha zayıf bir fon akımı ve üstelik düşük sabit yatırımlarla karşı karşıyayız.

Yakın dönemin de hem finansman hem de dış ticaret açısından zor olacağı anlaşılmakta. Faizler düşse bile finansörlerin gelişmekte olan ülkelerden daha fazla reel faiz isteyeceği bir döneme giriyoruz.