Yurtiçi ve yurtdışı dinamiklerde önemli gelişmeler mevcut..

Hem yurtiçi hem de yurtdışı gelişmeler olarak yoğunluğun arttığı bir dönem içerisindeyiz. Yurtdışı gelişmelerde ABD’de tahvil faizlerindeki yükselişler ön plana çıkarken, yurtiçinde ise erken seçim ve makro ekonomik göstergelerdeki bozulmalar yatırımcı algısına yön veriyor.

ABD’de FED faiz artırım politikasına emin adımlarla devam ederken, son gelen makro veriler enflasyondaki yükseliş beklentisine destek veriyor. Bu da neticede itibarıyla, ABD’de tahvil faizlerinde yukarı yönlü ivmelenme yaratmakta. 2 yıllık tahvil faizi bu hafta içerisinde %2.52 ile 2008 dönemi seviyelerine ulaşırken, 10 yıllık faizler ise %3.00’ün üzerini test etti. Halihazırda %2.94’lerde işlem gören ABD 10 yıllık faizler, enflasyon bekleyişlerini teyit eden yeni gerekçeler buldu takdirde %3.00 eşiğini kalıcı olarak aşabilir. FED sıkılaşma politikasına devam ederken, Avrupa Merkez Bankası’nın bu sürece eşlik edemediğini veya etmekte temkinli olduğunu görmekteyiz. Her ne kadar Mario Draghi Eylül ayında tahvil alım programının bitirileceği yönünde görüş belirtse de başta enflasyon olmak üzere gelen son ekonomik göstergelerde yaşanan yavaşlama, Eylül sonrasına da açık kapı bırakıyor. Bu ortamda Euro/Dolar paritesi 1.25 seviyelerinden 1.19 seviyelerine gerilerken, dolar endeksi ise 92.70 seviyelerini test etti. Bu durum, gelişen ülke varlıkları açısından risk teşkil ediyor. ABD’de enflasyonun yükselmeye devam etmesi durumunda yılın geri kalanın da 2 yerine 3 faiz artırımı olabileceği beklentisi piyasalardaki stresi artırabilir.

Yurtiçinde ise iç dinamiklerde olumlu diyebileceğimiz gelişmeler oldukça az. Her ne kadar seçimlerin çok yakın bir tarihe (24 Haziran) alınması, belirsizliğin erkenden ortadan kalkacağı yönünde yapıcı bir beklenti oluştursa da makro ekonomik göstergelerdeki bozulmalar kalıcı iyimserliğin oluşmasında engel teşkil ediyor. Nisan ayında manşet enflasyon %10.85 artış gösterirken, çekirdek enflasyondaki yıllık artış oranı ise %12.24 seviyesine tırmandı. Önümüzdeki aylarda olumlu baz etkisinin de ortadan kalkacağını düşünürsek enflasyon görünümündeki bozulma TL varlıklar üzerinde baskı oluşturabilir. Buna ek olarak, ekonominin ısınma sürecine girmesi, cari açık ve bütçe açığındaki yükselişe ek olarak hükümetin erken seçim öncesinde bütçeye yük getirecek ek paketler açıklaması da TL varlıklar açısından risk unsuru barındırıyor. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra, Mayıs ayı içerisinde iki kritik dava görülecek. 7 Mayıs’ta ABD’li papaz Brunson, 16 Mayıs’ta ise Hakan Atilla davaları TL varlıklar açısından oldukça kritik olacaktır.

Yurtdışında faizlerin arttığı dönemde  yurtiçinde büyüme odaklı politikaların izlenmesi TL varlıkları savunmasız bırakabilir. Bu nedenle fiyat istikrarını ön plana alacak ve yurtdışındaki gelişmelere karşı duvar görevi  görebilecek para ve maliye politikaları ile birlikte rahat bir nefes alma fırsatı doğabilir.